iletisim@gonullerdebirlikvakfi.org.tr
0 (312) 312 18 88
BAĞIŞ YAP

MİLLİ MUTABAKAT ÇAĞRISI

muhsin yazıcıoglu gonullerde birlik vakfi

MİLLİ MUTABAKAT ÇAĞRISI(*)

Yeni bir dünya kuruluyor. İnsanlık yeni bir çağa adım atıyor.
Biz bu çağın neresindeyiz?
Son iki asırda tarihimizin en düşkün dönemini yaşadık. Geri bırakılmışlığımıza “az gelişmiş” damgası vuruldu. Bütün dünyada Müslümanlar kendilerine yabancı bir avuç diktatörün zulmü altında ezildiler. İmanlarını kaybetmeleri için bin türlü iğva ve zorlama ile karşılaştılar. Bütün bunlara rağmen ekmel dinimiz İslamiyet’in şerefiyle onurlarını ayakta tuttular.
Herşey mümkün. Herşey bizlerin ferasetine ve basiretine bağlı. Müslüman milletler yeni çağda, tıpkı eskisi gibi güç merkezlerinin çevresinde hayat alanı arayabilirler. Ya da kendileri güç merkezi olabilirler, kendi tarihlerine hükmedebilirler.
Bir yanda halkı Müslüman olan ama yönetimleri dışa bağımlı bir çok Ortadoğu ülkesi zillet içindeyken, öte yanda bu zilleti parçalayabilecek Müslüman Türk topluluklarının yeniden dirilişine sahne olabilecek bir ufuk önümüzdedir.
Dünya küçülüyor; hızlı nüfus artışı ve tabii çevrenin süratle kirlenmesi, azalan iktisadi kaynaklar milletlerarası rekabeti şiddetlendiriyor. Adâletsiz, güçlünün zayıfı ezdiği bir dünyada gelecek, huzur ve barış getirmeyecek. Milli kimliklerini yeni keşfeden etnik guruplar gecikmiş ve saldırgan bir kabilecilikle yaşadıkları bölgeyi ateşe boğuyorlar. Güçsüzlere yaşama hakkı tanınmıyor. İşte bu noktada Türk Milliyetçiliği kendini yenileyerek tarihi fonksiyonunu icra edebilir; Âleme Nizam Verme ülküsünü kanatlandırabilir. Milletimizin medeniyet meydana getirmiş olması ona bu görevi kaçınılmaz olarak veriyor.
Bizler sadece kendimiz için değil, uçuruma yuvarlanan insanlık için de yeni çağın tarihini yapmak zorundayız. Dünyaya adaleti, huzuru, insanlık şerefini getirmek zorundayız. Tıpkı eskiden olduğu gibi…

TÜRKİYE…

Tarihimizin karardığı iki asır boyunca her çareye başvurarak ayakta kalmaya çalıştık; başardık… Koskoca bir imparatorluğun mağlup çıktığı savaştan, kendi azim ve irâdemizle bağımsız bir devlet kurduk. Bu başarının bedelini, milletine yabancı iktidarların tahakkümü altında yaşayarak ödedik.
1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine bina edildiği esaslar yeni çağın eşiğinde yerle bir olmuştur. Türkiye, artık güvenliğini güç dengeleri içinde arayamaz. Bu intihar demektir. Güç dengelerine şirin görünmek için halkına dayattığı, batıcı-laik politikaları sürdüremez. Bu yeni dünyadaki yerini milletinin rızası ve gücüyle, şahsiyetiyle kazanacaktır. Milletimizi güçlü kılan, bin yıldır olduğu gibi, İslamiyet’tir.
Rejimin tepden inmeci-seçkinci-laik geleneği artık sona ermiştir. Rejimin pozitivist-laik politikaları ancak şahsiyetsiz, köksüz, milletine değil, kendine bile hayrı olmayan bunalımlı, yabancılaşmış bir azınlığa kaynak olmuştur. Laikliğin din ve devlet işlerini ayırma politikası değil; ekmek-su gibi dini için yaşayan Müslüman halkı yönetimden uzak tutmak çabaları olduğu, artık üstü örtülemeyen bir hakikat halini almıştır. Müslüman Türk Milleti yeni çağdaki onurlu mevkiini, bir avuç oligarşik azınlığın heva ve hevesiyle, milletinden uzak ve zayıf şahsiyetiyle değil, kendi iradesi ve gücüyle elde edecektir.
Türkiye iktidara gelen partilerin değiştiği ama yöneten azınlığın değişmediği dönemlerin sonuna gelmiştir. Bu asalak azınlığın milletimizin sırtına yüklediği kambur artık iyice sırıtmaktadır. Milletimizin kendi gücü ve iradesiyle layık olduğu mevkii alacağı yeni çağda, bu asalak azınlığın hayat alanı kalmayacaktır. Bu mevkiye bin yıldır güç aldığımız kutlu kaynağımız İslamiyet’le varacağız.

GÖRÜŞÜMÜZ

Allah’ın birliği ve yüce Peygamberimizin risaleti dışında hiçbir mutlak hakikat tanımıyoruz. Aşağıda serdettiğimiz görüşler bizim aklımızın, idrakimizin, hayatı ve dünyayı kavrayışımızın ürünüdür. Bütün samimiyetimizle bu doğruların yanında başka doğruların da yer alabileceğine, zamanla değişebileceğine ve tenkid edilebileceğine inanıyoruz.
1. Hz. Adem atamıza ve Hz. Havva anamıza nisbetle bütün insanlar kardeştir. Bu inanç ve kabul, insanlık anlayışı bakımından sağlam bir ahlaki temel teşkil etmektedir.
Kâlu Belâ’dan beri müslümanız. Doğduğumuzdan beri Türk milletinin bir ferdi olarak yaşıyoruz. Birincisi mutlak hakikati, ikincisi hayatın hakikatini ifade etmektedir. Zaman ve mekan içindeki muhteşem manzarasıyla bir tayf halindeki insanlık kemal nişânı olan kültürle ayakta durur. Bu zengin tayftan, “Çokluk İçinde Birlik” prensibine ulaşıyoruz.
Anadolu coğrafyasında yeşeren ve bin yıldır bu coğrafyayı şekillendiren değerlerimizi, tarih ve kader birliği olarak kavrıyoruz.
Türk, Anadolu’da bin yıldır hükümran olan ve İslamiyet’le bir araya, aynı hedefe yönelen büyük bir milletin adıdır. Fatih, Selahaddin Eyyûbi, Sokullu, Mimar Sinan, Mevlâna, Mehmet Âkif bu coğrafyaya İslamiyet’i nakşetmiş Türk ulularıdır. Milletimizle, bin yıldır İslamiyet’in şerefiyle şereflendiği; İslam sancağını zirvelere diktikleri için iftihar ediyoruz. Bu tarihin ve kader birliğinin bu topraklardan yükselecek yeni bir hamleye sağlam bir başlangıç teşkil ettiğine inanıyoruz.
2. “Çokluk İçinde Birlik” prensibini, Allah’ın birliği ve risalet dışında, her türlü farklılığın, her türlü görüş ve kavrayış biçiminin meşru kabul edilmesi olarak anlıyoruz. Mutlak hakikatler dışında çoğulcu ve sivil bir İslam anlayışına inanıyoruz. İslamiyet’i bulunduğu yerden total bir ideoloji olarak görenler, İslam anlayışlarının tek ezeli ve ebedi hakikat olduğuna inananların yanıldıklarını, kendi idraklerini putlaştırdıklarını düşünüyoruz. Bu inanç etrafında kendilerini değişik isimlerle niteleyen İslami cemaatlerin Müslümanların birliğine engel teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Ancak gurup taassubunu, kendi dışında yer alan Müslümanları tekfire kadar giden sertlikleri İslam’ın özüne aykırı buluyoruz.
Günümüzde evrenselleşmiş çoğulcu ve katılımcı yaklaşımların, cihanşumül değerlerin bütün ülke, toplum ve zihniyetler tarafından karşı konulmaz kabuller olduğunu müşahade ediyoruz. Müslümanların aynı gayeler etrafında bir araya gelmeleri ve kendi tarihlerinin faili olabilmeleri için gerekli ortamın teşekkül ettiğine inanıyoruz.
3. Siyaset’in Müslümanların kendi aralarında ve dışlarında yer alan dünya içinde Allah’ın emir ve yasaklarını hakim kılma gayeleri için başvurulması gereken vasıtalardan biri olduğuna inanıyoruz. Siyaseti hiçbir zaman gaye edinmeyeceğimizi, kutsal gayelerin vasıtası olarak, ama önemli ve gerekli bir vasıtası olarak gördüğümüzü söylüyoruz.
Siyasetin sunduğu imkanların, “meşveret” ve “şura” prensipleri etrafında, Müslümanlar tarafından alabildiğine kullanılması gerektiğini düşünüyoruz.
4. İnsanların yanılmazlığı esası üzerine inşa edilmiş lider karizmalarını ve lider sultalarını, İslam’a aykırı bulduğumuz için reddediyoruz. Bunun yerine ilim sahibi olanların, gönülleri ve zihinleri aydınlatanların toplum içinde layık oldukları mevkiye getirilmeleri gerektiğine inanıyoruz.
5. Türkiye’de mevcut hukuk sisteminin ve demokratik prensiplerin, siyasi mücadele için gerekli çerçeveyi verdiğini, sınırlamaların demokratik mücadele ile kaldırılabileceğini düşünüyoruz. Bu sebeple siyasi görüş ve teşekküllerin gayeleri için şiddete başvurmalarını yanlış buluyoruz.

ÇAĞRIMIZ

Yukarıda serdettiğimiz görüşlerin de içinde yer aldığı ve tartışmaya açıldığı bir zeminde “Çokluk İçinde Birlik” ilkesi etrafında, Allah’ın birliği ve Peygamberimizin risaletine inananlar arasında bir “Milli Mutabakat” arıyoruz. Bu mutabakatı sağlayacak esasların belirlenmesini, çerçevenin çizilmesini istiyoruz.
Bunun için herkes elinden geleni yapmalıdır. Hareketimiz ve yeni oluşum için ortaya çıkışımız bütün milli güçler tarafından bir ‘vesile’ addedilmelidir.
Bir ihtilal, bir işgal, bir dış baskı vs. olmadan da ülkemizdeki milli güçlerin sivil toplum içinde kendi yollarını kendilerinin aydınlatabileceği, açabileceği bir oluşumu hazırlamaları mümkündür. Yarın, artık bugündür.
İnsanlarımız, umut dolu bir çağın eşiğinde başkaları tarafından yapılan bir tarihin akışı içinde sürüklenirken birbirlerine küsme, birbirlerini mahkum etme lüksüne sahip değildirler. Küfrün, riyanın, ahlaksızlığın başını alıp gittiği, kendi çocuklarımıza bizimkinden daha kötü bir dünya bırakmanın muhtemel göründüğü gezegenimizde Müslümanlar birlik olup geleceklerini kurmak zorundadır.
İhtilafı rahmet olarak niteleyip, “Milli Mutabakat”ın oluşacağı zemini bütün samimiyetimiz ve dürüstlüğümüzle kurmaya azmettiğimizi beyan ediyoruz.
Çağrımız bütün insanlaradır.

(*) Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun, 7 Temmuz 1992 tarihinden itibaren başlattığı Yeni Oluşum Hareketi’nin (Büyük Birlik Hareketi’nin ilk safhası) Türkiye’nin milli güçlerine hitaben yayınladığı Milli Mutabakat Çağrısı.